mutlak
Translation of mutlak from Turkish into English
Adjective
- The king ruled with absolute power.Kral mutlak bir güçle hükmetti.
- His absolute trust in her was unwavering.Ona olan koşulsuz güveni sarsılmazdı.
- The ruler held monarchical power over every major decision.Hükümdar, her önemli karar üzerinde mutlak güce sahipti.
- He felt a total lack of energy.Tam bir enerji eksikliği hissetti.
- He issued a flat denial of the accusations.Suçlamaları kesin bir dille reddetti.
- He felt a complete sense of relief.Tam bir rahatlama hissetti
Noun
- For her, respect for human dignity is an absolute.Onun için insan onuruna saygı bir mutlaktır.
- Some philosophers debate whether the absolute can exist.Bazı filozoflar mutlak'ın var olup olamayacağını tartışır.
Expressions with mutlak: translations and examples in English
Other examples with mutlak
- The abs value is always positive.Mutlak değer her zaman pozitiftir.
Translations of "mutlak" in Context ordered by category and frequency
Dansçının zarif hareketleri, seyircileri mutlak bir sessizlik içinde büyüledi.
The dancer's graceful movements held the audience spellbound in absolute silence.
Savaşta gücü mutlak ve dizginsiz tek bir komutana ihtiyaç olur.
We need a single commander whose war power is total and unchecked.
Bu hastalar özel dikkat gerektirir ve genellikle mutlak dinlenme önerilir.
These patients need special care and often complete cage rest is recommended.
Onu, son dolarını verip mutlak yenilgi ile ayrılırken izledim.
I watched her give her last dollar and quit in utter defeat.
Tam yetkili komutan unvanı, savaş gemisi üzerinde mutlak hâkimiyeti ifade eder.
The title master and commander signifies ultimate control over the naval vessel.
Köleliğin kaldırılması ve mutlak krallıkların devrilmesi buna örnek oluşturur.
The abolition of slavery and the overthrow of absolutist monarchies are two examples.
Bazen de herkesin doğru olarak kabul ettiği şeyler mutlak yanlıştır.
Sometimes what the people feel is right is absolutely wrong.
Yoksa dünyevi bir cennette yaşamak mutlak bir mutluluk garantisi değildir.
Otherwise living in an earthly paradise is not necessarily a guarantee of happiness.
mutlak: Examples and translations in context
Tarihte bu topraklarda krallar ve kraliçeler mutlak bir yetkiyle hüküm sürerdi.
Historically, kings and queens ruled these lands with absolute power.
Sanatçılar, gözünden düşmemek için sık sık mutlak hükümdarı överdi.
Artists often praised the absolute monarch to stay in his favor.
Rejimin istikrarı, mutlak kontrol denilen gücün karanlık tarafını ortaya koyuyor.
The regime's stability reveals the dark side of the force called absolute control.
Eskiden krallar ve kraliçeler, geniş toprakları mutlak bir yetkiyle yönetirdi.
In olden times, kings and queens ruled over large territories with absolute power.
Zalim kral mutlak itaat istiyor, ihaneti ise acımasızca cezalandırıyordu.
The tyrannical king demanded absolute loyalty and punished betrayal cruelly.
Siyasal tartışma platformlarında, mutlak özgürlük gibi ütopyacı bir kavramı tartıştılar.
They debated the utopian concept of absolute freedom in their political forum.
Eski çağlarda, en önde gelen hükümdarlar halkları üzerinde mutlak bir güce sahipti.
In ancient times, the foremost rulers held absolute power over their people.
Sivil özgürlük mutlak değildir; zaman zaman kamu güvenliğine ilişkin diğer kaygılarla çatışabilir.
Civil liberty is not absolute; it sometimes conflicts with other public safety concerns.
See also: