Translation of wronged from English into Turkish
Adjective
justice
treated unfairly or unjustly- She felt wronged by the decision.Karardan dolayı haksızlığa uğramış hissetti.
Synonyms and analogies of wronged in English
Examples of wronged in a sentence
The employees felt wronged by the unfair policy changes.
unjust treatment
treat someone unjustly or unfairly- He felt he had been wronged by his employer.İşvereninin ona haksızlık ettiğini hissetti
cause harm
- She wronged him by spreading false rumors.Yanlış söylentiler yayarak ona zarar verdi.
ethics
slander or misrepresent someone- He wronged her by falsely accusing her of theft.Ona hırsızlıkla suçlayarak haksızlık etti.
Expressions with wrong: examples in English and translations in Turkish
Translations of "wronged" in Context ordered by category and frequency
I wouldn't trust myself with her if I had wronged her.
Ona yanlış yapmış olsaydım onun hakkında kendime güvenmezdim.
You know, I preferred you as a wronged servant.
Biliyor musun, senin mağdur bir hizmetçi olmanı isterdim.
I don't care if you feel wronged you can be the minister.
Kendini haksız hissetsen de... umurumda değil, bakan olabilirsin.
She didn't want to take revenge on her colleague despite feeling wronged.
Kendini haksızlığa uğramış hissetmesine rağmen iş arkadaşından intikam almak istemedi.
Other translations for wronged:
- haksızlık
- kendilerine zulmediyorlardı
wronged: Examples and translations in context
In my dealings, I've discovered an innocent who's been wronged.
Görüşmelerim sırasında, masum bir insana yanlış yapıldığını keşfettim.
But the man lives who wronged us both.
İkimize de yanlış yapan o adam yaşıyor.
You ask me to show mercy to one who has wronged me.
Bana yanlış yapan birine karşı merhamet göstermemi istiyorsun.
I like to keep track of people who've wronged me over the years.
Yıllardır bana yanlış yapan insanları izlemeyi severim.
A wronged citizen wrote an article about corruption in local government.
Haksızlığa uğramış bir yurttaş, yerel yönetimdeki yolsuzluk hakkında bir yazı kaleme aldı.
His aggrieved expression showed he felt deeply wronged by his friends' actions.
Yüzündeki kırgın ve incinmiş ifade, arkadaşlarının davranışları yüzünden kendini çok haksızlığa uğramış hissettiğini gösteriyordu.
Filled with wronged women who need my help.
Yardımıma ihtiyacı olan, haksızlığa uğramış kadınlarla dolu.
It is a public redemption of a good man wronged.
Haksızlığa uğramış iyi bir adam için umumi kefaret.
See also: