Translation of unavoidable from English into Turkish
Adjective
inevitable
cannot be avoided or prevented- The delay was unavoidable due to the storm.Gecikme, fırtına nedeniyle kaçınılmazdı
Expressions with unavoidable: examples in English and translations in Turkish
Synonyms and analogies of unavoidable in English
Examples of unavoidable in a sentence
His resignation was unavoidable after the scandal.
Translations of "unavoidable" in Context ordered by category and frequency
A certain amount of noise is unavoidable in a busy city environment.
Yoğun bir şehir ortamında belli bir düzeyde gürültü kaçınılmaz olur.
The coach reminded the players that defeat is sometimes unavoidable in sports.
Antrenör, sporda bazen yenilginin de kaçınılmaz olduğunu oyunculara hatırlattı.
Credit cards nowadays are an unavoidable necessity.
Günümüzde kredi kartları artık vazgeçilmez bir ihtiyaç haline geldi.
It is an unavoidable consequence to living in a community.
Toplum halinde yaşamanın vazgeçilmez bir sonucudur.
Death taxes symbolize the unavoidable events that no one can escape from.
Ölüm ve vergiler, hiç kimsenin kaçamayacağı zorunlu olayların simgesi hâline gelmiştir.
Trust me, it's unavoidable.
İnan bana, zorunlu bir şey.
Other translations for unavoidable:
- kaçınılmazdır
- kaçınılmazdı
unavoidable: Examples and translations in context
Following global pressures, a realignment of economic priorities was unavoidable.
Küresel baskıların ardından, ekonomik önceliklerin yeniden belirlenmesi kaçınılmaz hale geldi.
The city accepted pollution as an unavoidable casualty of rapid development.
Şehir, hızlı kalkınmanın kaçınılmaz bedeli olarak hava kirliliğini kabullendi.
The leader explained why the surrendering was unavoidable and the best choice.
Lider, neden teslim olmanın kaçınılmaz ve en doğru seçenek olduğunu anlattı.
Stress is an unavoidable part of completing big projects on deadline.
Büyük projeleri yetiştirmeye çalışırken stres yaşamak işin kaçınılmaz bir parçasıdır.
Waiting in long lines is an unavoidable time bandit in busy stores.
Uzun kuyruklarda beklemek, kalabalık mağazalarda kaçınılmaz bir zaman hırsızı.
Some projects face unavoidable casualties in the form of wasted resources.
Bazı projelerde, boşa giden kaynaklar şeklinde kaçınılmaz kayıplarla karşılaşılır.
The dam construction caused unavoidable casualties among the local fish population.
Barajın inşası, bölgedeki balık popülasyonu için kaçınılmaz kayıplara neden oldu.
During the war, civilian deaths were an unavoidable casualty of the conflict.
Savaş sırasında sivillerin ölümü, çatışmanın kaçınılmaz bir bedeli oldu.
See also: